Son güncellenme :18.01.2017 13:20

Anasayfa > Anasayfa > EĞİTİM VE BİLİM İŞ GÖRENLERİ SENDİKASI TASLAK MÜFREDAT RAPORU

18.01.2017 Çar, 13:20

EĞİTİM VE BİLİM İŞ GÖRENLERİ SENDİKASI TASLAK MÜFREDAT RAPORU

Bilindiği üzere Eğitim-Bir-Sen “GECİKMİŞ BİR REFORM MÜFREDATIN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMESİ” adı altında bir rapor hazırlamıştır. Bu raporun yayımlanmasından hemen sonra Milli Eğitim Bakanlığı müfredatla ilgili taslak programını kamuoyu ile paylaşmıştır.

Öncelikle Eğitim-Bir-Sen tarafından hazırlanan raporda; Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin müfredattan çıkarılarak dersin konularının Tarih dersi içine dahil edilmesi, 1’inci sınıftan itibaren Din ve Ahlak eğitiminin müfredatta yer alması gerektiği vurgulamıştır.

Müfredatın demokratikleştirilmesini istediğini söyleyen bu sendikanın web sayfası incelendiğinde: 1992 yılında kurulduğu, tanıtım filminde onlarca kurucusundan yalnızca üçünün kadın olduğu, sekiz yıl kesintisiz temel eğitime karşı olduğu ve dolayısıyla 4+4+4’ü savunduğu (bunlar metnin içinde de savunuluyor) ayrıca son 10-15 yılda AKP iktidarının yaptığı değişikliklerde emeği ve katkısı olduğu anlaşılmaktadır.

EĞİTİM BİR SEN’in raporunda;

Metnin Atilla Olçum imzalı “Teşekkür” sayfasında “mevcut öğretim programlarının inceleme ve değerlendirilmesini insan, irfan, medeniyet hassasiyeti, demokratik duyarlıkla ve akademik disiplinle yapan” 45 kadar akademisyene “içerik ve teknik katkıları için teşekkür” edilmiştir. Bir kısmının özgeçmişi araştırıldığında çeşitli üniversitelerde çalıştıkları, tarih, coğrafya, kimya, psikoloji, Türkoloji, din eğitimi, ölçme-değerlendirme vb. farklı alan uzmanı oldukları, bazılarının değerler eğitimi çalıştığı, birinin Ensar Vakfı kurucusu olduğu görülebilir. İçlerinde akademik çalışmaları program geliştirme/program değerlendirme olan birine rastlanmamıştır. Paragrafın devamında 90 şubede kurulan komisyonlarda “uygulamaya dönük bilgi ve önerileri, reel gerçekliği (ne demekse?) tespit” eden öğretmenlere teşekkür edilmiştir.

  • Yönetici Özeti’ne ayrılan 5-6 sayfada, Eğitim-Bir-Sen’in bu çalışmayı ne söylemek için yaptığı, nelerden rahatsız oldukları özetlenmiştir:
  • Cumhuriyet elitleri, dini bağların güçlü olduğu ümmetçi bir toplumdan seküler bir Türk ulusu inşa etmeyi kendilerine hedef olarak tanımlanmıştır.
  • Türkiye’deki mevcut eğitim düzenlemelerinde, müfredatında ve ders kitaplarında toplumun temel değerleriyle tezat teşkil eden ifadeler yer almaktadır.
  • Türkiye eğitim sisteminin temel kurucu ilkesinin yeniden tasarlanması gerektiği belirtilmektedir.
  • Yeni Türkiye ve demokratikleşme vizyonu, öğretim programlarıyla bütünleştirilmesi istenmektedir.
  • Talim ve Terbiye Kurulu’nun yeniden yapılandırılması önerilmektedir.
  • Din eğitiminin toplumsal talepler temelinde yeniden yapılandırılması vurgulanmaktadır.
  • Türkiye’de din ve ahlak eğitimi OECD ülkelerinde olduğu gibi (yanlış bilgi) birinci sınıftan itibaren verilmemesi hususu en dikkat çekici önerilerdendir.

Yönetici Özeti alt başlığında Eğitim-Bir-Sen, bazıları bu çalışmanın kapsamı içinde olmayan, bazıları da algı eksikliği, yanlış anlama ya da yanlış bilgi denebilecek ifadelerle mesajlarını belirtmiştir. Türkiye’de eğitimin temelleri ve endoktrinasyon başlığı altında;

  • Cumhuriyet ile ümmetçi bir toplumsal yapıdan modern ve laik bir Ulus oluşturulması,   Anayasadan resmi din ifadesinin çıkarılması,  Arapça ve Farsça derslerinin programlardan kaldırılması, Pozitivist bir bilim anlayışının, aklın ve bilimin temele alınması kötü uygulamalar olarak nitelendirilmiştir.

Ayrıca;

  • Türkiye’deki eğitim sisteminde, Atatürk ilke ve inkılapları ötesinde farklı değerlerle eğitim yapılmasına izin verilmediği belirtilmiştir.
  • Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi Öğretim Programında çok fazla kazanım olması nedeniyle öğrencilerin muhakeme yeteneklerini ortaya çıkaracak etkinliklere yer ve zaman ayrılamadığı vurgulanmıştır.
  • Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersinin Öğretim programının tek partili rejim ve kuvvetler birliği ilkesi gibi uygulamaları olumlayan ifadeler içermesi nedeniyle, parlamenter demokrasinin temel değerleri ile çeliştiği, ayrıca İstiklal Mahkemelerinin yargı usulleri gibi hukuka aykırı uygulamalara dair savunmacı yaklaşımın öğrencilerin demokratik ve hukuki değerlerinin gelişimini olumsuz yönde etkilediği belirtilmiştir.
  • Ortaokul Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Programının öğrencileri bir üst düzeye hazırlayıcı nitelikte olmadığı vurgulanmıştır.
  • Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi programında yer alan Atatürk ilkelerinden bazılarının günümüzde geçerliliğinin kalmamasına rağmen, hala derslerde anlatılmaya devam edildiği ifade edilmiştir.
  • Yapılan araştırmalarda, ders kitaplarının tek tipçi, endokrinasyonu hedefleyen, aşırı milliyetçi, militarist, savaşı ve şiddeti sıradanlaştıran bir özelliğe sahip olduğu, tarih ve millet anlatısının tek adam kültü ekseninde kurulduğu, bu ifade ve vurguların, müzik dersinden beden eğitimine, matematik dersinden fen bilgisi dersine kadar tüm derslerde olduğu, ders kitaplarında çoğulculuğu dışlayan, farklılıklara izin vermeyen, sivil ve demokratik bir vatandaş perspektifinin yer almadığı ifade edilmiştir (Altınay, 2009; Bora, 2009). Benzer eleştirilerin, Gürkaynak, Üstel ve Gülgöz (2008) tarafından hazırlanan bir raporda da bulunduğu, bu rapora göre, eğitim sisteminin Atatürkçülük çerçevesinde milliyetçi bir dil ile kurulmuş, demokratik unsurları dışarıda bıraktığı, dahası, eğitim sisteminin soğuk savaş dönemi tehdit anlayışı çerçevesinde düzen ve güven odaklı, otoriteyi ve devlet otoritesini yücelten, ideoloji yoğunluklu militarist bir anlayışa sahip olduğu belirtilmiştir.
  • Ayrıca,  AKP iktidarı tarafından 2012 yılından itibaren,  eğitim sisteminin,  demokratik ve çoğulcu bir hale getirilmeye ve aşırı milliyetçi ve  militarist  vurguların  azaltılmaya  çalışıldığı belirtilerek, bu  anlamda  “Andımız”ın  zorunlu  okutulmasının  kaldırılması,  Mili  Güvenlik  dersinin  kaldırılması,  19  Mayıs  kutlamalarının  artık  okullarda  kutlanmaması  kararları  örnek  olarak  gösterilmiştir.
  • Mustafa Kemal Atatürk’ün fikir ve eylemlerinin belli bir katı ideolojiye dönüştürülmesine izin verilmemesi gerektiği, tüm bir eğitim sisteminin ve süreçlerinin bir ideolojiyle ilişkilendirilmesinin, bu ideolojik çerçeveye uygunluk yönüyle değerlendirilerek kıymet veya zaaf atfedilmesi gibi alışkanlıkların ve kalıplaşmış tutum ve davranışların bilimsel yaklaşıma ve fikir özgürlüğüne aykırı olduğu vurgulanmıştır.
  • Raporda, “İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Programı’nda İstiklal Mahkemelerinin uygulamalarının meşruiyet kazandırıcı bir söylemle dile getirilmesi “adil yargılama hakkı”nın ihlali olarak görülebileceği, ayrıca Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimlerinin ardından yaşananlara dair atıflar ve anlatılar, siyasal partilerin kapatılmasının meşrulaştırılması ve dolayısıyla “örgütlenme hakkı”nın ihlalini olumlama biçiminde değerlendirilebileceği ifade edilmiştir.
  • Ayrıca, ilgili programda kullanılan dilin, resmî ve protokol dili olduğu, olayların tek tip bir bakış açısı ile değerlendirildiği, “Şapka ve Kıyafet İnkılâbını, tekke ve zaviyelerin kapatılmasının, miladî takvim ve uluslararası saat uygulamasının kabulünü millî kimlik kazanma ve çağdaşlaşma çerçevesinde değerlendirir.” ve “Harf İnkılâbını ve Millet Mekteplerini, eğitimin yaygınlaştırılması ve çağdaş Türk toplumunun oluşturulması açılarından değerlendirir.” kazanımlarının söz konusu inkılapların Türk modernleşmesinin yapı taşları olduğu ön kabulünden yola çıkılarak yazılmış olup alternatif bakış açılarına ya da ihtimallere değinilmediği belirtilmiştir.
  • İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük Öğretim Programında “Yeni Türk Harflerinin Kabulü” başlığında (s. 85) ülkedeki okuryazar oranının düşüklüğü vurgulandıktan sonra, çözüm olarak “ancak Türk diline daha uygun olan Latin harflerinin kabulü ile mümkün olabileceğini düşünüyordu” denildiği, Okuryazar oranının düşüklüğünde temel sebebin Arap harflerinin (Osmanlıca) kullanılması olduğunun belirtildiği. Ancak bu düşüncenin, Türkiye’de sadece belli bir kesimin görüşünü yansıttığını, dolayısıyla öğrencilere konunun farklı kesimlerce farklı algılandığını gösteren çoğulcu ve eleştirel bir yaklaşımın benimsenmesine ihtiyaç olduğu, genel olarak yönünü batıya dönen ve kendine ait kurumların yerine batıdaki kurumları örnek alıp yerleştiren bir anlayışla yapılan inkılapların anlatılırken eskiye ait her şeyi yanlış sayan bir üslubun benimsendiği ve geçmişe dair önyargılar oluşturma ihtimali içerdiği belirtilmiştir.
  • Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Programının içeriğinin sunuş tarzı bakımından sorunlu olduğu,
  • Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Programlarında genel olarak söylemsel bir yeknesaklık görüldüğü,
  • Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programı’nda yer yer anlatım bozuklukları, yeterince anlaşılamayan ifadeler ve iç tutarsızlıklar görüldüğü belirtilmiştir.

Nitekim, Eğitim-Bir-Sen’in bu metne yukarıdaki ifadeleri yazabilmelerine, 1950’lerden sonra eğitim politikalarında söz sahibi olanların Cumhuriyet ilkelerinden tavizler vermesi neden olmuştur. Cumhuriyet ilkelerinden sapmayı “farklılıklar”, bu yönde sapmaları önleyici ilkeselliğe de “tek tipçilik” denmesi, Eğitim-Bir-Sen’in temsil ettiği cumhuriyet karşıtı görüşün bilinen üslubudur.

Mustafa Kemal önderliğinde halkın da örgütlenerek başardığı “Kurtuluş Savaşı”nın ardından, hatta henüz savaş devam ederken Türkiye Cumhuriyeti devleti, yetiştirmeyi hedeflediği çağın insanının özelliklerini belirlemiştir. Devletin ve milletin bütünlüğünün ancak eğitim sisteminin bütünlüğü ile sağlanabileceğini vurgulayan büyük önder, 3 Mart 1924’te Eğitim Birliği Yasasıyla eğitim sisteminde birliği sağlayacak büyük bir adım atmıştır.

Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda başlatılan eğitim seferberliği dünyaya örnek olacak bir başarı göstermiştir. Yedi düvelle savaşmış yoksul bir ülkenin ilk 15-20 yıl başarılı olarak sürdürebildiği dönüşümün ürünleri olan yurtseverler, bu gün de güçlü bir biçimde bu ilkeleri savunmakta ve yaşatmaktadırlar. Geliştirerek yaşatmayı sonsuza kadar da sürdürecektirler. Ülkenin yaşadığı yönetim zafiyeti, zaman zaman yapılan askeri müdahaleler, cumhuriyet ilkelerinin uygulanması halinde menfaatleri zarar görecek dinci gruplar, aşiretler ve gelişime ayak uyduramayan kesimler, cumhuriyet devrimlerinin yaygınlaşmasının önünde engel oluşturmuşlardır. Bugün “müfredatın demokratikleştirilmesi” başlığı altında önerilenler de cumhuriyet ilkelerinin yok edilmesi talebinden başka bir şey değildir. Uluslararası ölçme sonuçlarında ne kadar gerilerde olduğumuzun belirlendiği bugünlerde Türk Eğitim Sisteminin en temel ihtiyacı bilime dayalı reformları hayata geçirmektir. Hal böyle iken, “demokratikleşme reformu” başlığı ile din derslerinin birinci sınıftan başlatılmasının, dünyanın model aldığı Atatürk ilkeleri ve inkılaplarının programlardan kaldırılmasının isteniyor olmasının, 45 kadar akademisyenin katkı verdiği belirtilen bir metinde yer alması kara mizahtır.

Son 10-15 yıldır YÖK’ün ve Üniversitelerarası Kurulun oluşturduğu Doçentlik Jürilerinde, adayın başvuru yaptığı alan dışından profesörlere görev verilmesi ve defalarca yapılan itirazlara rağmen bu yanlışın sürdürülmesi, öğretim üyelerinin niteliğini zedelemiştir. Eğitim bilimleri jürilerinde turizm, tarih, giyim teknolojisi, teoloji, arkeoloji vb. profesörler görevlendirilmektedir. Bu durum ve yaşanan bazı deneyimler,  hükümetin paralel yapı olarak nitelendirdiği cemaatlerin bu işte parmağı olduğu izlenimini vermektedir. Böylece adayların bu alanda derinleşmeleri engellenmekte ve bu bilim alanında yetkinleşmemiş kişilerin söz söyleme cüreti bulmalarına yol açılmaktadır.

Evrensel hukuk çerçevesinde Türkiye’de eğitim” başlığı altında eğitim hakkı ve bu hakkın kullanılması ile ilgili yasa, yönetmelik ve sözleşmeler “anne-babaların dinsel ve felsefi inançlarına saygı gösterme” ölçütüne göre yorumlanmıştır. Oysa bir eğitim sendikası evrensel hukuk çerçevesi başlığı altında çocukların eğitim hakkından yararlanamaması, eğitim hizmetlerinin özelleştirilmesi, örgün eğitim dışında bırakılanlar, çocuk yaşta evlendirilenler, çocuk işçiler, cemaat yurtlarında yananlar, tecavüze uğrayanlar, niteliksiz eğitim hizmetine muhatap olanlar, okulda şiddet yaşayanlar, zorunlu din dersleri, bu konuda AİHM’in kararının uygulanmamasını sorgulamalıydı.

Talim ve Terbiye Kurulu misyon ve işlev” başlığı altında TTK’nın işlevi tartışılarak “Detaylı ders müfredatlarının oluşturulması ise genellikle yerel otoritelere veya okulların kendisine bırakılmaktadır (neresi örnek verilmiş?). Türkiye’de de benzer bir uygulamaya geçilmesi, böylece öğretmen ve okulların müfredat oluşturma ve uygulama konusunda daha fazla inisiyatif almalarının sağlanması faydalı olacaktır.” denmektedir. Yıllardır liyakat ölçütü yerine politik atamaların yapıldığı Talim ve Terbiye Kurulunun kurulduğu zaman yüklendiği misyonu yerine getirdiği söylenemez. Bu kurulun ihtiyaca göre geliştirilmesi ve bilimsel yöntemlerle çalışmasının önerilmesi beklenirdi. Eğer öğretmen eğitiminde öğretmeni öğretim programı hazırlama, uygulama ve değerlendirme becerileri ile donatabilmiş olsaydık, yani sertifika vererek öğretmen yapmayıp, her hangi bir üniversiteden mezun olanı öğretmen atamasaydık, eğitim bilimleri kadrolarında istihdam edilen akademisyenler eğitimde program geliştirmenin bilimsel temellerine vakıf olsaydı, öğretim programlarının yerelde ve okullarda yapılması savunulabilirdi.

Müfredat reformuna ihtiyaç” başlığı altında programların 2012’ye kadar Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda hazırlandığı, ulusal değerleri geliştirmeye yönelik olduğu eleştirilmiş, nihayet 2012 programları ile “Andımız’ın okutulmasının kaldırılması, Milli Güvenlik dersinin kaldırılması, 19 Mayıs kutlamalarının okullardan kaldırılması” iyi örnekler olarak övülmüştür.  Program reformuna neden ihtiyaç duyulduğu, nereden parasal destek aldığı bilinen “bir ders kitabı inceleme araştırmasının” bulguları gerekçe gösterilerek savunulmuştur. Söz konusu araştırmada, kitaplarda “vatanım için ölürüm” ifadesi, insan hakları ihlali olarak değerlendirilmiş, kitaplar Kemalist ve aşırı milliyetçi bulunmuştur. 15 Temmuz darbe girişimini henüz yaşamış, terör saldırılarında ve terörle mücadelede her gün onlarca şehit veren bir ülkede eğitim programlarından vatanı, birliği, milli değerleri kaldırırsanız ülke parçalanır. Bu Sendika kimlerin değirmenine su taşımaktadır?

Raporun amacı ve kapsamı” başlığında yürürlükteki öğretim programlarını kendi belirledikleri ölçütlere göre değerlendirmeyi, öneriler getirmeyi amaçladıkları yazılmıştır.

 

Çalışma gruplarının yazdıkları incelendiğinde;

Bu raporları yazanların, program okur yazarlığı, öğrenme öğretme kuramları ve ölçme değerlendirme konularında bazı sorunları ve yetersizlikleri olduğu anlaşılmaktadır.   Örneğin, Öğretim Programından öğretmenin nasıl yararlanması gerektiğini, öğretmenin bir teknisyen olmadığını, öğretmenin programı her sınıftaki öğrencisinin hazır bulunuşluk düzeyine göre düzenleme yetkisinin olduğunu, okuttuğu sınıfın gereksinimlerine göre ön öğrenmelere dönmesi gerektiğini, uyguladığı programın ölçme araçlarını da hazırlayabileceğini bilmeleri ve ‘kazanımlar işlenirken’ gibi yanlış bir dil kullanmamaları gerekirdi.

Milli Eğitim Şuraları

Türk Eğitim tarihinde ilk defa 1-5 Kasım 2010’da 18. Milli Eğitim Şurası (MEŞ), Ankara’da “Şura Salonu” varken Ankara dışında bir cemaatin otelinde, 2-6 Aralık 2014’de de 19. MEŞ’ Antalya’da yapılmış, eğitim bilimleri alanında uzmanların yoğun olarak bulunduğu Ankara’daki öğretim üyelerinin izleyici olarak katılma taleplerine de yanıt verilmemiştir. 19. MEŞ’in tartışma konuları ve kararları incelendiğinde Eğitim-Bir-Sen’in MEŞ’e yön verdiği görülmektedir. 19. MEŞ’de tartışılanlar:

1.Okul öncesi eğitimde değerler eğitimine yer verilmesi. (Değerler eğitimi programı MEB tarafından Hizmet Vakfı’na yaptırılmıştır.)

2.İlkokul 1., 2. ve 3.sınıflara da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin konulması.

3.İlkokulda Trafik Güvenliği ve İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi derslerinin haftalık ders çizelgesinden kaldırılması.

4.Ortaokulda hafızlık eğitimi alacak öğrenciler için ara verme süresinin 1 yıldan 2 yıla çıkarılması ve ara verilen sürelerde öğrencilere sınav hakkı verilmesi.

5.Değerler Eğitimine öğretim programlarında etkin bir şekilde sarmallık anlayışıyla yer verilmesi.

6.Ortaokullarda okutulan “T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” dersi programının gözden geçirilerek güncel anlayışlar ve yöntemler doğrultusunda yeniden yazılması.

7.”Osmanlı Türkçesi” dersinin zorunlu bir ders olarak bütün liselerin öğretim programlarında yer alması.

8.Anadolu otelcilik ve turizm meslek liselerinin öğretim programlarından ‘Alkollü içki ve kokteyl hazırlama’ dersinin kaldırılması.

9.Kutlu Doğum Haftası ve Aşure Günü’nün belirli gün ve haftalar kapsamına alınması.

Burada bir kısmı verilen önerilerle Eğitim-Bir-Sen’in hazırladığı metindeki önerilerin örtüşmesi MEB’in 19. MEŞ’i bu sendikaya hazırlattığı izlenimi vermektedir. 18.03.2016 tarihinde MEB, TTK Başkanlığı’nın web sayfasında “Taslak Öğretim Programları” içinde yer alan 9-10-11 ve 12. sınıflarda gelecek dönemden itibaren okutulacağı belirtilen Tarih Program Taslağı, tam da Eğitim-Bir-Sen’in önerdiği özellikleri taşıyordu. Komisyonda kimlerin görev aldığı belirtilmiyordu. Türk, Türkiye Cumhuriyeti diyemeyen, içinde Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal, Misak-ı Milli kavramları olmayan, yalan yanlış dini bilgiler veren, Osmanlı saray eğlencelerini anlatan, Türkçe ve bilgi yanlışları ile dolu bir paçavra idi. Bu program taslağında da tıpkı Eğitim-Bir-Sen’in metninde olduğu gibi “coğrafya” sözcüğü bir yer, bir bölge anlamında kullanılmıştır. “Coğrafya” sözcüğü bir bilim alanı adıdır. Hazırlayanların içinde Coğrafya alanının profesörleri bulunan bir metinde coğrafya kavramının doğru kullanılması dahi becerilememiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği Milli Eğitim Şuralarında ve adında eğitim sözcüğü olan sendikaların yaptıkları çalışmalarda; İkili öğretim, niteliksiz eğitim hizmeti, eğitimin özelleştirilmesi, birleştirilmiş sınıflar, kalabalık sınıflar, içinde bazı terör örgütlerinin reklamı yapılan ve çocukların algısını bozan kitaplar, ücretli öğretmen istihdamı, atanmayan öğretmenler, taşımalı eğitim, altyapısı bozuk okullar, öğrenciden katkı parası alınması, okullarda yaşanan şiddet, temel lise ve TEOG garabeti, uluslararası sınavlardaki başarısızlık, çalınan sorular ve şifrelenen sınavlar, çocukların dini vakıfların kucağına itilmesi, öğretmenliğin sertifikaya bağlanması, öğretmenlerin mesleki gelişiminde yaşanan zorluklar, çocukların örgün eğitim sistemi dışında bırakılması, çocukların barınmak zorunda bırakıldıkları yerlerde tecavüze uğraması, yanarak yaşamını kaybetmesi gibi hemen akla gelen sorunları tartışmaları, çözüm önerileri getirmeleri gerekirken, Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Öğretimin Birleştirilmesine ve ulusal değerlere karşı savaş açtıkları, açıkça görülmektedir.

TASLAK ÖĞRETİM PROGRAMLARI

Bilindiği gibi 2005’te MEB, mevcut programlarla PISA ve TIMSS gibi uluslararası sınavlarda başarısızlığımızı gerekçe göstererek, ilköğretim 1-5, daha sonraki yıllarda da kademeli olarak 6-7-8 ve lise programlarını büyük iddialarla değiştirmiştir. Programların hazırlanma sürecinde, eğitim programları alanındaki bilim insanlarının yer almadığı, programların farklı alandan kişilere teslim edildiği, bilimsel ilkelere uyulmadan hazırlanan bu programlarla ilgili, üniversitelerde yapılan araştırmaların bulguları doğrultusunda yapılan eleştiriler MEB tarafından ciddiye alınmamıştır. Bazıları velilerin şikayeti üzerine Danıştay tarafından iptal edilen, küçük düzeltmelerle 2009 programı diyerek ısrarla uygulamaya konan bu programların ciddi bir program değerlendirme araştırması da yapılmadan MEB’in kararıyla başarısız olduğuna karar verilmiştir. Acele acele, yanlışlarla dolu ve ücretsiz dağıtılan kitapların içinde bir cemaatin reklamının yapıldığı, örtük iletiler verildiği anlaşılınca (kitaplarla ilgili çok sayıda bilimsel araştırma yapılmış ve yayınlanmış olmasına karşın MEB durumu ancak 15 Temmuzdan sonra anlamıştır) da kitaplar iptal edilmiştir. 2015’de MEB çok sayıda dersin programını yeniden değiştirmiştir (yine el yordamıyla, bilim dışı yöntemlerle).

Eğitimde Program Geliştirme dünyada 19.yy’dan beri, Türkiye’de 1965’den beri lisans, yüksek lisans ve doktora düzeylerinde eğitim veren bir bilim alanıdır. Bilimsel yöntemlerle çalışır. Program hazırlama ve geliştirmede farklı alan uzmanlarının bilgi ve donanımlarını birleştirerek, bilim alanının ilkeleri doğrultusunda ve sistem yaklaşımıyla çalışıldığında başarıya götüren programlara ulaşılabilir. 2000’lerin başına kadar MEB, program çalışmalarında hem üniversitelerdeki uzmanlardan destek alırdı hem de zaten Program Geliştirme uzmanlarını istihdam ederdi. MEB’de ciddi bir program geliştirme birikimi oluşmuştu. AKP iktidara gelir gelmez bu uzmanları görevlerinden uzaklaştırdı ve yerlerine konunun yabancısı kişiler geldi. Bugün MEB hukuk, işletme, iktisat gibi alanlardan mezun olanları eğitim uzmanı yapmaya çalışmaktadır.

Program geliştirmeye, uygulanmakta olan programı bilimsel yöntemlerle değerlendirerek ve ihtiyaç analizi yaparak başlanır. Başarılı ülkelerin programlarını taklit ederek, farklı dillerden çeviri yaparak yazılan program taslakları ile bir yere varılmaz. MEB’in 2005’den beri yaptığı hiç bir program öncesi (2017 müfredat taslağı dahil) ihtiyaç analizi yapılmamış, programa uygun altyapı düzenlenmemiş, öğretmenler programların uygulanması konusunda yeterince eğitilmemiş, programın uygulanma sürecinde ve bitiminde sistematik değerlendirmeler yapılmamıştır.

Eğitim-Bir-Sen mutfağında hazırlanan bu taslak rapor ile örtüşen yeni müfredat programı AKP’nin eğitim politikası ile ilgili gelecek günlere ışık tutmaktadır. 4+4+4 uygulaması da aynı bu yöntemle önce STK’lar üzerinden tartışmaya açılmış ve sonrasında uygulanması hususunda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır.

İyi bilinmelidir ki, dünyaya model olan Türk İnkılapları, bu gün bazı sarsıntılar geçiriyor olsa da, Cumhuriyet eğitiminin yetiştirdiği vatanseverlerin çabalarıyla sonsuza kadar gelişerek yaşayacaktır. 1950’lerde tamamlanmasına engel olunan Türk İnkılapları tamamlanacak ve Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün gösterdiği “muasır medeniyetlerin” üzerine çıkacaktır. Kurtuluş Savaşı vererek ülkeyi dıştan gelen saldırılara karşı nasıl kurtardıysak, demokratikleştirme maskesiyle yapılan iç saldırılarla da baş edilecektir. Dünyada Mustafa Kemal Atatürk gibi bir deha yetiştirmiş başka bir ülke yoktur ve milletimiz bu şansının ayrımındadır.

Aşağıda ders müfredatları ile ilgili eleştirilere yer verilmiştir.

 

HAYAT BİLGİSİ DERSİ

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı Hayat Bilgisi taslak müfredat programı önceki müfredatla karşılaştırılmış ve sonuçlar aşağıda sunulmuştur.

Yeni Müfredatta Atatürkçülük İle İlgili Kazanımlar

  1. Hayat Bilgisi kazanımları arasında “Görsel ve işitsel materyallerle Atatürk’ün sadece doğum yeri, anne ve babasının adı, ölüm yeri ve Anıtkabir üzerinde durulur”
  2. “Atatürk’ün çocukluğunu araştırır. Atatürk’ün başarılı bir öğrenci olması, ailesine değer vermesi ve çocukluk anıları üzerinde durulur”
  3. “Atatürk’ün arkadaşlarıyla işbirliği içerisinde çalışması; başkalarının görüşlerine değer vermesi; kararlılık, akıl yürütme, inandırıcılık ve insan sevgisi özellikleri üzerinde durulur” ifadesine yer verilmiştir. Sadece ifadesinin kullanılması ile Atatürk’le ilgili konular sınırlandırılmıştır.
  4. 15 Temmuz 15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma Günü kazanımlar arasına alınmıştır.

Eski Müfredatta Hayat Bilgisi Dersi Kazanımlarının Atatürkçülük Konularıyla Eşleştirmesi

  1. Atatürk’ün vatan ve millet sevgisi vurgulanacaktır. Yurdumuzun Atatürk’ün önderliğinde düşmanlardan kurtarıldığı belirtilecektir.
  2. Atatürk’ün hayatıyla ilgili olaylar ve olgular bilgisi Atatürk’ün doğum yeri ve tarihi, anne ve babasının adı, ölüm yeri ve tarihi, Anıtkabir’in yeri konusunda öğrencilerde merak uyandırılarak Atatürk’ün hayatını öğrenmeye istekli olmaları sağlanacaktır.
  3.  Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde kavuştuğu hak ve hürriyetleri fark edebilme. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk’ün önderliğinde kurulduğu örneklerle açıklanacak, Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde birçok hak ve hürriyete kavuştuğu belirtilecektir.
  4. Dayanışmanın günlük hayatımızdaki önemi kavrayabilme. Ailedeki dayanışmaya örnekler vermeleri istenecek dayanışmanın aile ve toplum hayatında gerekli olduğunu fark etmeleri sağlanacaktır. Kurtuluş Savaşı’nın Atatürk’ün önderliğinde Türk milletinin yardımlaşması ve dayanışması sayesinde kazanıldığı belirtilecektir.
  5.  Atatürk ile ilgili anıları dinlemekten zevk alış. Öğrencilerden, Atatürk’ün “Kemal” adını almasıyla ilgili anıyı araştırmaları sağlanarak edindikleri bilgileri arkadaşlarıyla paylaşmaları istenecektir. Dinledikleri anıdan ne anladıkları üzerinde durulacaktır.
  6. Atatürk’ün kişiliğini ve özelliklerini tanımaya ilgi duyuş. Atatürk’ün kişisel özelliklerinden sabırlı ve planlı olması, disiplinli çalışması üzerinde durularak Atatürk’ün hayatından örnekler verilecektir.
  7. Atatürk’ün öğrenim hayatı bilgisi Atatürk’ün ilköğrenimini yaptığı okulların adları belirtilerek öğrenimini askerî okullarda tamamladığı üzerinde durulacaktır.
  8. Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde birçok hak ve hürriyete kavuştuğunu fark edebilme. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk’ün önderliğinde kurulduğu örneklerle açıklanacak, Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde birçok hak ve hürriyetlere kavuştuğu belirtilecektir. Milli bayramların toplumdaki milli birlik beraberlik duygusunu güçlendiren özel günler olduğu vurgulanacaktır.
  9. Atatürk’ün insan hak ve hürriyetlerine önem verdiğini fark edebilme. Atatürk’ün hayatından çeşitli örnekler verilerek insan hak ve hürriyetlerine verdiği önem belirtilecektir. Vatandaşlık görevlerinden seçme ve seçilme hakkı üzerinde durulacaktır.
  10. Atatürk’ün kişiliğini ve özeliklerini tanımaya ilgi duyuş. Atatürk’ün kişilik özelliklerinden vatanını ve milletini çok sevmesi üzerinde durulacaktır.
  11. Atatürk’ün Türk milletine yaptığı hizmetleri fark edebilme. Atatürk’ün ülkemizin tam bağımsızlığa kavuşması ve çağdaş milletler seviyesine yükselmesi için verdiği hizmetler (Örneğin Meclisin açılışı, başkomutanlık yapması ) ve yaptığı köklü değişiklikler (Harf İnkılabı, Kılık Kıyafet İnkılabı vb.) üzerinde durulacaktır.
  12. Atatürk’ün hayatıyla ilgili olaylar ve olgular bilgisi. Atatürk’ün hayatındaki olay ve olgular üzerinde durulacaktır.
  13. Atatürk’ün güçlükler karşısında yılmadığını fark edebilme. Atatürk’ün öğrenim hayatında karşılaştığı zorluklara rağmen başarılı bir öğrenci olduğu vurgulanacaktır. Güçlükler karşısında yılmamanın önemi üzerinde durulacaktır.
  14. Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde bir çok hak ve hürriyete kavuştuğunu söyleme İnsan hak ve hürriyetlerine cumhuriyet yönetimiyle kavuşulduğu üzerinde durulacaktır.
  15. Atatürk’ün öğrenim hayatı bilgisi Atatürk’ün ilköğrenimini yaptığı okulların adları belirtilerek öğrenim hayatını kurmay subay olarak tamamladığı açıklanacaktır.
  16. Atatürk’ün kişiliğini ve özelliklerini tanımaya ilgi duyuş. Atatürk’ün kişilik özelliklerinden insan sevgisi üzerinde durulacaktır.
  17. Atatürk’ün insan hak ve hürriyetlerine önem verdiğini fark edebilme. Atatürk’ün önderliğinde kavuştuğumuz hak ve hürriyetler örneklendirilerek Atatürk’ün insan hak ve hürriyetlerine verdiği önem üzerinde durulacaktır.
  18.  Atatürk’ün kişiliğini ve özelliklerini tanımaya ilgi duyuş. Atatürk’ün yurdumuzun düşmanlardan kurtarılmasında önder olduğu açıklanacak, kişilik özelliklerinden vatanını ve milletini çok sevmesi üzerinde durulacaktır.
  19. Atatürk’ün hayatıyla ilgili olaylar ve olgular bilgisi. Atatürk’ün hayatındaki olay ve olgular üzerinde durulacaktır. Atatürk’ün hayatı hakkında 1. ve 2. sınıfta öğrenilenler tekrar edilerek öğrencilerin resim, müzik, şiir, yazılı anlatım, drama vb. yollarla öğrendiklerini ifade etmeleri sağlanacaktır.
  20. Atatürk’ün kişiliğini ve özelliklerini tanımaya ilgi duyuş. Atatürk’ün güçlükler karşında yılmadığını fark edebilme. Atatürk’ün önceki yıllarda öğrenilen kişilik özelliklerinin yanı sıra, yurdumuzun düşmanlardan kurtarılmasında önder olduğu vurgulanacak ve Kurtuluş Savaşı sırasında karşılaştığı güçlüklere rağmen ümitsizliğe yer vermediği üzerinde durulacaktır.
  21. Atatürk’ün Türk milletine yaptığı hizmetleri fark edebilme. Atatürk’ün yurdumuzu düşmanlardan kurtardığı vurgulanacak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk’ün önderliğinde kurulduğu açıklanacaktır.

Kazanımlarının Hayat Bilgisi Dersi Konuları ile eşleştirilmesi müfredattan çıkarılmıştır.

Yeni müfredatta Atatürk’ün sadece doğum yeri, anne ve babasının adı, ölüm yeri ve Anıtkabir Atatürk’ün çocukluğu, başarılı bir öğrenci olması, ailesine değer vermesi ve çocukluk anıları, arkadaşlarıyla işbirliği içerisinde çalışması; başkalarının görüşlerine değer vermesi; kararlılık, akıl yürütme, inandırıcılık ve insan sevgisi özellikleri üzerinde çalışma yapılacağı vurgulanmıştır.

Mevcut müfredatta bulunan, yukarıda maddeler halinde açıklanmış olan kazanımların Hayat Bilgisi Dersi konuları ile eşleştirilmesine yeni müfredatında yer verilmemiştir.

 

4.SINIF İNSAN HAKLARI, YURTTAŞLIK VE DEMOKRASİ

 

Metinde “Programın Yapısı”  aşağıda verilen biçimde ifade edilmiştir.

“İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi Dersi Öğretim Programı” (İHVD) öğrencilerin temelde kendisini korumasını ve kendisine zarar vermemesini, diğerlerini korumasını ve diğerlerine zarar vermemesini, bize ait olanı korumasını ve bize ait olana zarar vermemesini sağlayacak bir yapı içerisinde geliştirilmiştir.”

İnsan Hakları, Vatandaşlık ve Demokrasi konusunda birkaç makale okuyan biri bile, yukarıdaki anlatımı okuyunca dehşete düşer. Programın bu yapı içinde kurgulandığını belirten,  program hazırlama komisyonu üyelerinin hayata, insan haklarına, vatandaşlık ve demokrasi kavramına yükledikleri anlam araştırılmalı ve sorgulamalıdır. Program hazırlama komisyonlarının oluşturulmasında olması gerektiği gibi, eğitim sosyolojisi, eğitim psikolojisi, eğitim ekonomisi, program geliştirme, ölçme ve değerlendirme alanlarından yetkin uzmanlara yer verilmediği konusunda duyumlar vardır. Yukarıdaki ifade,  program hazırlama komisyonunda konu alanında yetkin uzmanların da olmadığını düşündürmektedir.

Ünite ve kazanımların yapılandırılmasında insanı merkeze alarak ,”canın ve tenin dokunulmazlığı” ya da literatürdeki ifadesiyle  “yaşama hakkı ve beden bütünlüğü”, “hak”, “özgürlük”, “sorumluluk”, “adalet”, “eşitlik”, “uzlaşı”, “yurttaşlık”, “birlikte yaşama”, “farklılıklara saygı”, “hukukun üstünlüğü”  gibi kavramlar genel çerçeveyi oluşturmuştur denmiştir.

Dünya alan yazınında “Hukuk İlintili Eğitim” kavramıyla nitelendirilen İHVD disiplin alanının öğretim programında “Hukuk” kavramı yalnızca 4 kez geçmekte, programın genel amaçlarında “hukuk” sözcüğü anılmamaktadır.

İHVD ders programında değerlerin ÖRTÜK olarak kazandırılacağı belirtilmiş ve değerler 5 madde halinde sıralanmıştır. Oysa “örtük” kavramı öğretim programında yazılmamış, hedeflenmemiş anlamına gelmektedir.  Resmi programda “örtük” hedefler, “örtük” değerler olmaz. Program geliştirme dersi alan bir öğretmen resmi programda bu kavramın kullanılmayacağını bilir.

İHVD ders programında 29 ifade kazanım olarak belirtilmiştir. “Kazanım” terimi eğitim süreci sonunda öğrencinin sahip olması hedeflenen özelliklerin ifadesidir. 29 kazanımın bireyde oluşturacağı özellikler; açıklar, bilir, örnekler verir, farklılıkları açıklar, fark eder, karşılaştırır, ifade eder, örnekler verir, saygı gösterir, yolları arar ve sorgular gibi hedefler hiyerarşisinde ilk düzeyler olan “hatırlama” ve “kavrama” düzeyindedir.

Bu düzeydeki kazanımlarla mı çocuklarımız çağdaş dünyanın bilim ve teknolojisiyle yarışacak? Alt düzey bilgilerle oyaladığınız çocuklar okuduklarını nasıl anlayacak, gözlemlediklerini nasıl yorumlayacak, dünyada ve ülkede meydana gelen insan hakları ihlallerini nasıl fark edecek ve çözüm önerileri geliştirecek?

Kazanımların altında yer alan açıklamalarda da; değinilmelidir, vurgu yapılmalıdır,  belirtilmelidir, dikkate alınmalıdır, üzerinde durulmalıdır, yer verilmelidir, odaklanılmalıdır gibi, programı uygulayacak öğretmene de, programa hizmet edecek kitap yazarlarına da somut ipuçları vermeyen ve alt düzey ifadeler kullanılmıştır.

İHVD 4. sınıf ders programı kapsamında “Vatandaşlık” kavramı, Cumhuriyetle birlikte bir ümmet toplumundan nasıl yurttaş, vatandaş, birey olduğumuz, “Hukuk devleti” kavramı, “insan hakları” “demokrasi” kavramları ve ilkelerinin çocukların yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak öğretilmesi hedeflenmeliydi. Demokrasisi gelişmiş ülkeler İHVD kavramlarının yaşayarak öğretilmesine okul öncesi eğitimde başlamaktadırlar.

Hazırlanan ve eleştiriye açılan bu program taslağının uygulanması, ezberci, alt düzey bilgilerle donatılmış çocuklar yetişmesine sebep olarak,  olumsuz durumlar yaratabilir.

 

BİYOLOJİ (ORTAÖĞRETİM)

Biyoloji müfredatı 1924 yılından bu yana kapsamlı olarak 7 defa değiştirilmiştir. Bu değişiklikler incelendiği zaman bazıları hükümet politikalarına uygun olarak, bazıları da eğitimin başındaki yöneticilerin inisiyatifine bırakılarak yapılmıştır.

1960’larda TÜBİTAK desteğiyle modern dünyanın bilim anlayışına uygun olarak düzenlemeye gidilmesiyle 60’lara kadar klasik yöntem, sonrası modern yöntem olarak adlandırılmıştır. Müfredatlarda olması gereken değişiklik gelişen bilimle birlikte dünya ile uyumu yakalamak olmalıdır.

Biyoloji müfredatı Bilimsel Çalışma Yöntemiyle başlar. Bu üniteyle öğrencilere bilim insanının çalışma yöntemi ve bilim insanının özellikleri anlatılır. Bilim insanı; sabırlı objektif, meraklı, gözlemci, şüpheci, gelişmeleri takip eden şeklinde aktarılır. Bu özelliklerdeki bilim insanının çalışması sonucunda bilim doğar ve bilgiler tüm dünya ile paylaşılır. Bilimsel çalışma yönteminde hipotez teori ve kanun kavramları öğrenciye verilir. Bu şekilde bilimin sürekli bir gelişme içinde olduğu aktarılır.

Biyoloji bilimi de sürekli gelişim ve değişim içinde olan bilimdir. Birçok hipotez zamanla teoriye dönüşebilir ya da terk edilebilir. Yeni bir hipotez var olmadığı sürece mevcut hipotezler varlığını korur. Örneğin kayan iplikler hipotezi, bir gen-bir enzim hipotezi ya da canlılığın olumuyla ilgili biyogenez, abiyogenez, panspermiya gibi hipotezler bunların bazılarıdır. Bu hipotezlerle öğrencilerin bakış açısı geliştirilir, düşünmeleri ve sorgulamaları sağlanır. Yeni hazırlanan müfredat programında canlılığın oluşumu ile ilgili hipotezler müfredattan kaldırılarak öğrencilerin karşılaştırma yapma, tartışma, sorgulama ve düşünme gibi eylemlerine fırsat verilmeden öğretmen ne söylerse onunla yetinme zorunda bırakılmışlardır.

Değişen yaşam koşullarıyla birlikte canlılar da sürekli bir değişim içindedir. Bulundukları çevreye uyum adaptasyon olarak adlandırılır.

Ayrıca yine çeşitli etkilerle DNA ve kromozomlarda mutasyonlar oluşmaktadır. 10. sınıf kalıtım konusunda mutasyonun tanımına yer verilmekle birlikte, öğrencinin kolayca kavramasını sağlayan mutasyon çeşitleri müfedattan çıkarılmıştır. Oysa öğrenciler bu çeşitleri görerek kromozomlardaki değişimler konusunda fikir yürütebileceklerdi. Canlılarda oluşan çevre ve genetikler faktörler sonucu oluşum değişimler sonucu evrim konusu oluşur ve evrim konusu bir bilimsel çalışma ürünüdür. Öğrenciler daha ilk üniteden bilimsel çalışma yöntemini ve teori kavramını öğrenmişlerdir. Evrim de bir teoridir. Evrim teorisi ile ilgili Google Scholar isimli akademik makale arama motoru içerisinde evrimsel biyoloji ile ilgili 3.580.000 makale, kitap, tez bulunmaktadır. Web of Science’ta “Evrimsel Biyoloji” başlığı altında 31.765 adet makale bulunmaktadır. Springerlink arama moturu 304.678 makale ve kitap bölümü göstermektedir. Öğrencilerimiz bu kadar bilgiden bihaber olarak eğitim hayatlarını tamamlayacak ve dünya biliminin gerisinde kalacaklardır.

Müfredat programında insan ve bitki fizyolojisinin sadeleştirilmesi öğrenciyi bilgi yığınından kurtarıp daha anlaşılır hale getirilmesiyle olumlu bulunmaktadır.

 

 

 

HZ. MUHAMMED’İN HAYATI DERSLERİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME

Hz. Muhammed’in Hayatı adlı ders seçmeli olarak 5. Sınıftan 12. Sınıfa değin okutulmaktadır.

Önceki programda bu dersin amacı olarak şunlar ifade edilmektedir;

Hz. Muhammed’in hayatını ana temalarıyla tanımaları,

İslam dininin doğru anlaşılmasında Hz. Muhammed’e olan ihtiyacı fark etmeleri,

Hz. Muhammed’in İslamı yaşamada örnek olduğunu kavramaları,

Hz. Muhammed’in hayatını bütüncül bir yaklaşımla öğrenmeleri amaçlanmaktadır.

Programın Uygulanmasına İlişkin İlke ve Açıklamalar bölümünde de;

“…Ünite konuları ayet ve hadisler temel alınarak işlenmelidir. Öğrencilerin konuyu kavramaları esas alınacak ve öğrenciler, konularda geçen ayet ve hadisleri ezberlemeye zorlanmayacaktır. Üniteler ele alınırken konular günlük hayatla ilişkilendirilecektir…” şeklindeki ifadeler dikkat çekmektedir.

Yeni Taslak Programda ise dersin amacı şu şekilde ortaya konulmaktadır;

Peygamberimiz’in Hayatı dersi Öğretim Programı ile 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nda yer alan “Türk Millî Eğitiminin Genel Amaçları ve Temel İlkeleri”ne uygun olarak öğrencilerin;

1.   Peygamberlik kavramı ile peygamberlerin özelliklerini açıklaması,

2.   Peygamberimiz’i (s.a.v.) tanıması ve sevmesi,

3.   Peygamberimiz’in (s.a.v.) doğduğu çevrenin genel özelliklerini tanıması,

4.   Peygamberimiz’in (s.a.v.) beşeri ve nebevi yönünü fark etmesi,

5. Peygamberimiz’in (s.a.v.) örnek kişiliğinin bireysel ve toplumsal yönünü kavraması,

6.   Sahabe kavramını ve sahabilerin örnekliğini kavraması,

7.   Kültür ve medeniyetimizdeki peygamber sevgisinin tezahürlerini fark etmesi,

8. Peygamberimiz’in (s.a.v.) hayatını bütüncül bir yaklaşımla tanıması amaçlanmaktadır.

Görüleceği üzere yeni taslakta amaçlar eskisine oranla daha spesifiktir. Kullanılan dil daha ideolojik / ümmetçi bir içeriktedir. Ayrıca dersin kapsamı genişletilmiş ve sahabe kavramı da dahil edilmiştir. Oysa sahabe konusu dersin adı düşünüldüğünde kapsam dışı olmalıydı. Yine sahabe kavramı işlenirken; “Sahabenin Örnekliği” gibi bir konunun da programa alındığını görüyoruz. Bu noktada şu soru sorulabilir;

Hangi sahabenin örnekliğinden bahsediyorsunuz?  Birbiriyle savaşan, birbirini katleden, hatta birbirini ateşe veren sahabelerden hangisini örnek alacağız?

İslam inanç ve kültüründe sahabe kavramı ihtilaflı bir kavramdır. Yeni taslakta Emevi referanslı Sünni anlayışın sahabe görüşü esas alınmaktadır.  Ancak farklı islamî disiplinler bu kavrama son derece değişik bir yaklaşıma sahiptirler. Gayet net bir şekilde anlaşıldığı üzere sahabe kavramı adı altında tarih dışı bir sahabe düşünce ve inancı inşa edilmeye çalışılmaktadır. Sözgelimi; sahabe kavramı adı altında Muaviye de öğrencilere sevdirilmeye mi çalışılacaktır?

Nitekim yeni taslak programda değerler başlığı altında öğretilmesi istenen değerlerin listesi verilirken “sahabe sevgisi” de bir değer olarak yer bulmuş. Anlaşıldığı üzere Muaviye’yi sevmek de bir değer olarak öğrencilere dayatılacak. Nitekim yeni taslakta 5. Sınıfta “Peygamberimiz ve Sahabileri” başlıklı V. Ünitede kazanımlara ilişkin açıklamalar bölümünde “aşere – i mübeşşere” kavramından bashsedilerek sahabe konusu işlenirken bu kavrama öncelik verilmesi istenmektedir. Oysa bu kavram, tamamen uydurma bir kavramdır. Hiçbir ciddi muhaddis / hadi bilgini bu kavrama ilişkin hadisleri sahih / doğru kabul etmemektedir. Aşere – i mübeşşere, peygamber tarafından cennetle müjdelenen on sahabi demektir. Bu yöndeki hadisler sonradan uydurulmuştur. Böylesi uyduruk bir kavramın ders müfredatında ve öğretim programında yer bulması eğitime egemen olan dinî anlayış açısından son derece düşündürücüdür.

Sözde “aşere – i mübeşşere” şu isimlerden oluşmaktadır.

Ebu Bekir, Ömer bin Hattab, Osman bin Affan, Ali bin Ebi Talib, Talha bin Ubeydillah, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, Sa’d bin Ebi Vakkas, Said bin Zeyd, Ebu Ubeyde bin Cerrah.

Oysa bu kişilerin neredeyse tümü birbiriyle savaşmış, birbiriyle derin anlaşmazlıklar içine yuvarlanmış kimselerdir. Böyleyken nasıl olurda cennetle müjdelenmiş olabilirler?

Yeni taslak programda değerler başlığı altında verilen lisetede “cihad” kavramı da bulunmaktadır. Bakanlık cihadı bir değer olarak niteliyor. Fakat cihad özellikle son dönemde pek çok tartışmanın odağında yer alan bir kavram. Yeni programda cihadın nasıl anlatılacağını konuların yazımı gerçekleştiğinde göreceğiz. IŞİD de, Nusra da cihad ettiğini iddia ediyor. Bakalım bizim bakanlığın cihadı nasıl bir içeriğe sahip olacak?

Ayrıca ne ilginç ki, değerler listesinde “kanaatkarlık” yer alırken “çalışkanlık” kendine yer bulamamış. Yoksa bakanlık çalışkanlığı bir değer olarak görmüyor mu?

Yeni taslakta ilke ve açıklamalar bölümünde eskisinden farklı olarak; öğrencilere ayet ve hadislerin anlamlarının ezberletilmesi konusunda zorlama olmasa da teşvikin olması gerektiği belirtilmektedir. Oysa eskisinde ayet ve hadisleri ezberlemeye ilişkin zorlama yapılmaması gerektiği ifadesiyle yetinilmekteydi.

Hem eskisi hem de yenisi olmak üzere öğretim programlarında bütüncül olarak tekçi bir anlayış egemendir.  Hz. Muhammed’in hayatına ilişkin farklı görüş ve düşüncelere hiçbir şekilde yer verilmemiştir. Oysa Hz. Muhammed’in doğum tarihi, ilk vahyi nerede aldığı, akrabalarıyla ilişkileri, Kur’an’ın oluşum süreci gibi pek çok konuda İslam din bilginlerinin ve tarihçilerin fikir ayrılığı içerisinde olduğu konular bulunmaktadır. Bunların tümünü yok sayıp sanki peygambere ilişkin her şeyin gayet net ve üzerinde ihtilaf bulunmayan konular olduğu düşüncesiyle bir program hazırlandığını görüyoruz. Bu durum bilimsellik açısından son derece sorunludur.

5. Sınıf İçin Önceki Öğretim Programı Hakkında Değerlendirme

5. Sınıflar için biri bakanlık diğeri de özel sektör tarafından hazırlanan iki ders kitabı mevcuttur. Her iki ders kitabı da bakanlığın internet sitesinde bulunmaktadır. İki ders kitabı da bakanlıkça belirlenen öğretim programı doğrultusunda ünite ve konu başlıklarını esas almıştır.

Konuların metinleri arasında bazı farklar olsa öğrencilere verilmek istenen mesaj ve bilgiler özdeşlik arz etmektedir. Bu bağlamda 5. Sınıf öğretim programında ve ders kitabında şu konuların işlendiğini görmekteyiz;

Genel Hatlarıyla Hz. Muhammed’in hayat hikayesi,

Hz. Muhammed’in temizliğe verdiği önem,

Hz. Muhammed’in sosyal ilişkileri,

Hz. Muhammed’in ahlakî özellikleri,

Hz. Muhammed ve çocuk sevgisi.

5. sınıf öğretim programında ve ders kitaplarında dikkat çeken bir husus olarak; “İnsanların Kardeşliği” başlığı altında bütün insanları; dili, dini, rengi ne olursa olsun sevmenin öneminin anlatılmış olmasını zikretmek yerinde olacaktır. Ayrıca Hz. Muhammed’in engellilerle ilgili güzel uygulamalarından örnekler verilmesi de programın ve ders kitaplarının son derece olumlu yanlarından biri olarak kaydedilmelidir.

Yeni Taslak Programda 5. Sınıf

Taslak olarak sunulan öğretim programında eskisine oranla bilimsel dilden uzaklaşma var. Yeni programdaki dilde Arapça kelime ve tabir ağırlığı daha fazla. İdeolojik / ümmetçi referans daha kuvvetli.

Buna göre 5. Sınıf taslak programı şu şekilde düzenlenmiştir;

Peygamberimizin Çocukluk Yılları,

Peygamberimiz ve Çocuklar,

Peygamberlik ve Peygamberimiz,

En güzel örnek Peygamberimiz,

Peygamberimiz ve Sahabileri,

Peygamberimizin Şemaili.

Bu programda eskisinden farklı olarak; “Peygamberimiz ve Sahabileri” ile “Peygamberimizin Şemaili” adlı iki yeni öğrenme alanı belirlenmiş.  Sahabe meselesi ve sahabiler konusu hakkında evvelce fikrimizi ortaya koyduğumuz için tekrar değinmiyorum. İlaveten şemail meselesine değinmek isterim.

Peygamberin şemaili başlığı altında daha ziyade peygamberin fiziki özellikleri ele alınmaktadır. Saçı, sakalı, boyu- posu, giyim kuşamı gibi konuların ele alındığı bu alanın bir öğrenme alanı olarak belirlenmiş olması ilginçtir. Zira bu gibi özelliklere diğer alanların içinde kısaca değinilebilirdi. Yoksa peygamberin fiziki özellikleri konusu üzerinden topluma yeni bir giyim kuşam propagandası mı yapılmak istenmektedir? Henüz içerik yazılmadığı için bunu bilmiyoruz. Ancak evvelki programda giyim kuşam konusunda daha bilimsel ifadeler mevcuttu; peygamberin özel bir kıyafetinin olmadığı, iklim koşullarına ve toplum kültürüne göre giyindiği ifade edilmekteydi.

 6. Sınıf Önceki Öğretim Programı Hakkında Değerlendirme

Birinci Ünitede her kademede olduğu gibi “Hz. Muhammed’in Hayatını Hatırlayalım” başlığıyla yine peygamberin hayatı hakkında genel bilgiler sunulmaktadır. Bu ünitede, peygamberin doğumu, çocukluğu, peygamber oluşu ve vefatı ele alınmaktadır.

İkinci Ünitede beslenme başlığı altında; Hz. Muhammed’in dengeli ve ölçülü beslenme konusundaki tutum ve davranışları işlenmektedir.

Üçüncü Ünitede peygamberin inancı, sabrı ve Allah’a olan güveni ele alınmaktadır.

Dördüncü Ünitede peygamberin çevre konusundaki tutum ve sözleri üzerinden çevre bilinci üzerinde durulmaktadır. Öğretim programının ve müfredatın en güzel konularından biri çevre konusudur. Son derece bilimsel ve çevreci bir dil ile konular işlenmektedir.

Diğer iki ünitede de Aile Sevgisi, Sempatik ve Esprili Konuşmak ve Empati konusu ele alınmaktadır. Dolayısıyla öğrencilerde oluşturulmaya çalışılan peygamber algısı modern bir görünüm sunmaktadır.

6. Sınıf İçin Yeni Taslak Program Hakkında Değerlendirme

Yeni taslak programda yine kapsam dışı olmasına rağmen, mezhepçi anlayışla sahabe kavramına vurgu ön plana alınmış. Sahabe konusuna müstakil bir ünite ayrılmışken “ehlibeyt” kavramı ise sadece bir konu ile geçiştirilmiştir. Böylece Şii ve Alevi Müslümanlar için en önemli kavramlardan biri olan ehlibeyt kavramı sahabe kavramı karşısında önemsizleştirilmeye çalışılmıştır.

Ayrıca; “peygambere bağlılık ve itaat” başlığı altında biat kültürünün takviyesinin amaçlandığı görülmekte / sezilmektedir.

Netice olarak 6. Sınıf için öngörülen taslak programda da ideolojik / ümmetçi / mezhepçi toplum idealine uygun olarak biat ve itaat kültürü öne çıkarılmıştır.

Yeni taslak programın bilimsel açıdan evvelki programdan daha geri bir içeriğe sahip olduğunu belirtmeliyim.

Gerek çevre bilinci gerek empati kavramı gerekse esprili konuşma gibi modern yaklaşımlara yeni taslak programda yer verilmemiştir.

7. Sınıf Önceki Öğretim Programı Hakkında Değerlendirme

Bu programda peygamberin hayat hikayesi kısaca tekrar anlatılmakta, daha sonra peygambere ilişkin başka bir takım özel konulara girilmektedir. Özellikle peygamberin giyim kuşamıyla ilgili olarak; kazanımlar bölümünde; onun özel bir kıyafetinin olmadığı, şartlara ve iklim koşullarına göre giyindiğinin vurgulanması istenmektedir. Bu son derece bilimsel bir bakışı yansıtmaktadır.

Yine Hz. Muhammed’in ibadete ilişkin tutum ve görüşleri ele alınırken; “ibadetin sadece namaz ve oruç gibi formlardan oluşmadığı, hayatının tümünü kapsadığı” şeklinde bir açıklama yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu da son derece doğru ve isabetli bir yaklaşımdır.

Hz. Muhammed ve Toplumsal İletişim adlı öğrenme alanında; başkalarının özel hayatına saygı konusu ele alınarak yine son derece modern bir peygamber algısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşımın gayet doğru ve bilimsel olduğunu belirtmeliyim.

7. Sınıf İçin Yeni Taslak Program Hakkında Değerlendirme

Bu taslak programda da yine mezhepçi bir anlayışla sahabe kavramına yoğun bir vurgunun yapıldığını görüyoruz. Fakat ehlibeytle ilgili herhangi bir konuya yer verilmediği de görülmektedir.

Yine bu programda Hz. Muhammed’in hayatına ilişkin pek çok tartışmalı konu, sanki hiç tartışma yokmuşçasına ele alınmaktadır. Bunlardan biri isra ve miraç hadisesidir. İsra ve miracın Kudüs’ten olduğu yönündeki tartışmalı bilgi, kesin doğru kabul edilerek programa alınmış fakat bu konudaki farklı görüşlere; sözgelimi, isra ve miracın Mekke’de vuku bulduğu ve Mescid- i Aksa’nın da Mekke’nin dış mahallerinin birinde yer alan bir mescid olduğu yönündeki iddialara hiç temas edilmemiştir.

Ayrıca peygamber ve oruç konusu ele alınırken de mezhepçi bir yaklaşımın sonucu olarak Muharrem orucuna hiç yer verilmemiştir.

7. sınıf için öngörülen taslak programın evvelki programdan daha geri ve daha ideolojik / ümmetçi/ mezhepçi bir içeriğe sahip olduğu gözlenmektedir.

Gerek giyim kuşam konusunda, gerek ibadet anlayışı konusunda gerekse başkalarının özel yaşamına saygı konusunda önceki programda yer alan modern yaklaşım yeni taslak programda kendine yer bulamamıştır.

 

8. Sınıf Önceki Öğretim Programı Hakkında Değerlendirme

Bu programda dikkat çeken en önemli husus; peygamberin oyun, eğlence ve spor hakkındaki görüşlerinin ele alınmasıdır. Peygamberin oyuna, spora, düğünlerde müzik ve eğlenceye karşı olmadığı, tam tersine belli ölçüler içerisinde bu konularda teşvik edici bir tutuma sahip olduğu işlenmektedir. Bu son derece doğru, isabetli ve modern bir yaklaşımdır. Peygamberin gerçek ve modern kimliğini yansıtan bu ifadelerin programda ve ders kitaplarında yer alması, çağdaş yaşamla din arasındaki bağın güçlenmesi açısından son derece isabetli bir tutumdur.

“İnsan Hakları ve Adalet” başlıklı ünitede, bütün insanların kardeşliği işlenmekte, ırk, renk ve dil ayrımının peygamberin kabul etmediği bir anlayış olduğu vurgulanarak yine son derece modern bir peygamber algısı sunulmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşım da son derece doğru ve isabetlidir. Yine ayrıca bu ünitede adil yargı kavramı da ele alınmaktadır. Bu konuda peygamberin referans gösterilmesi de doğru dini anlayış açısından bizce son derece isabetlidir.

8. Sınıf İçin Yeni Taslak Program Hakkında Değerlendirme

Yeni taslak programda bir önceki programda yer alan modern yaklaşımdan son derece uzaklaşıldığı görülmektedir. Sözgelimi çevrecilik kavramı yerine “tabiat sevgisi” kavramı gelmiştir. Sahabe vurgusu devam ettirilmiştir. Ayrıca bu programda Osmanlıcı bir tutum da mevcuttur. Peygamberimizin hayatı konusu ile Osmanlı arasında bağ kurulmaya çalışılması da son derece absürt ve bilim dışı bir yaklaşımdır. “Kutsal Emanetler” kavramı üzerinden padişah Yavuz’a, halifeliğe ve onun üzerinden Osmanlıcılığa bir geçiş yapılmaya çalışıldığı gözlenmektedir.

Oysa kutsal emanetler denilen nesnelerin büyük çoğunluğunun sahte olduğu bugün bilimsel olarak ispat edilmiş durumdadır. Bu husus göz ardı edilerek programa böyle bir konunun eklenmiş olması bilimsellikten geriye gidiş bakımından son derece ibretlik bir örnek oluşturmaktadır.

9. Sınıf Önceki Program Hakkında Değerlendirme

Bu programda da öncelikle Hz. Muhammed’in hayatı tekrar ana hatlarıyla ele alınmaktadır. Daha sonra ayrıntıya girilerek peygamberin yaşamına ve kişilik özelliklerine ilişkin pek çok konu üzerinde durulmaktadır. Ancak dikkat çekici bir kaç unsur göze çarpmakta.

Özellikle “Eşitlik” başlıklı ünitede insanların eşitliği düşüncesi ve hukukun üstünlüğü vurgulanıyor. Ayrıca istişare kavramı çerçevesinde Hz. Muhammed’in başkalarının fikirlerine önem verdiği ve farklı görüşlere saygı gösterdiği belirtilmektedir.

9. Sınıf İçin Yeni Taslak Program Hakkında Değerlendirme

Yeni taslak programda “Asr- ı Saadet ve Raşid Halifeler” başlıklı yeni bir öğrenme alanı ihdas edilmiştir. Dersin peygamber dönemi dışına taşırılması ve kapsamının genişletilmesinin amaçlandığı gözlenmektedir.

Özellikle “Raşid Halifeler” adlandırması mezhepçi yaklaşımın en bariz örneklerinden birini teşkil etmektedir. İlk üç halifenin raşid ( adil, dürüst, rüşd ve olgunluk sahibi ) olarak nitelenmesi Şii ve Alevi Müslümanların kabul etmediği bir husustur.

Yine mezhepçi bir uygulamanın sonucu olarak peygamberimizin eşi Hatice’den bahsedilirken kullanılan “Hz.” ifadesi, peygamberimizin amcası ve Hz. Ali’nin babası olan Ebu Talip’ten bahsedilirken kullanılmamaktadır. Bu tavır Ebu Talip’in Müslüman olduğu yönündeki Şii ve Alevi anlayışı kabul etmeme ve onun müşrik olarak öldüğü yönündeki Sünni tutuma bağlı kalmanın bir yansımasıdır.

Yine bu programda ilk vahyin nerede geldiği konusundaki farklı yaklaşımların da yer bulmadığını görmekteyiz.

Yeni programın öncekinden daha geri bir anlayışa sahip olduğu görülmektedir. İnsanların eşitliği düşüncesi, hukukun üstünlüğü, Hz. Muhammed’in başkalarının fikirlerine önem verdiği ve farklı görüşlere saygı gösterdiği gibi hususlara yeni programda rastlanmamaktadır.

10. Sınıf Önceki Program Hakkında Değerlendirme

Bu programda son derece modern bir anlayışla peygamberin; inanç ve ibadet konusunda dengeli olunması gerektiği, hasta olunduğunda tedavi olunması gerektiği yönündeki tutum ve görüşlerine yer verilmiştir. Ayrıca ayet isabetli bir biçimde Hz. Muhammed’in din, ibadet, inanç ve fikir özgürlüğü yanlısı olduğu, kadın ve erkek eşitliğini savunduğu belirtilmektedir.

10. Sınıf İçin Yeni Taslak Program Hakkında Değerlendirme

Bu sınıf düzeyi için önerilen taslak programda önceki programdaki modern yaklaşımın terk edildiği ve daha ideolojik / ümmetçi / mezhepçi bir içeriğin benimsendiği görülmektedir.

Programa siyer dışı; sözgelimi hadis ilmi ile ilgili konuların dahil edildiği, ümmetçi bir anlayışla da İslam Medeniyeti kavramı altında ulus bilinci yerine ümmet şuuru oluşturma çabasının hakim olduğu gözlenmektedir.

Yine ayrıca bu programda da yoğun bir sahabe vurgusu öne çıkarılmaktadır.

Özetle ders büyük ölçüde kapsamı dışına çıkmış durumdadır.

11. Sınıf Önceki Program Hakkında Değerlendirme

Bu programda peygamber referans gösterilerek, ekonomik hayatla ilgili; helal kazanç kavramına, emeğe, alın terine, ölçü ve tartıda dürüstlüğe, işini iyi yapmaya ilişkin son derece güzel ve isabetli bir içerik söz konusudur.

Yine bu programda gayet olumlu bir şekilde peygamber referans gösterilerek; sadece ahiret için değil dünya için de çalışmak gerektiği, toplumsal barışın çok önemli olduğu, barış insanı olmak gerektiği, farklı din ve kültür mensuplarına saygı göstermek gerektiği, onlarla iyi bir iletişim içerisinde olmak gerektiği, kültürler arası etkileşimin doğal ve yararlı olduğu gibi konular işlenmektedir.

Dolayısıyla önceki program (bu program) son derece iyi, bilimsel ve modern bir içeriğe sahiptir.

11. Sınıf İçin Yeni Taslak Program Hakkında Değerlendirme

Yeni programda önceki tüm olumlu unsurlar ve doğru yaklaşımlar terkedilmiş durumdadır. Helal kazanç, alın teri, emeğe saygı, toplumsal barış, farklı din ve kültürlere saygı gibi konular programdan çıkarılmış ve yerine “Raşid Halifeler” başlığı altında Ebu Bekir’in soyu, halife seçimi, sözde ridde savaşları, sözde fetihler, Halife Ömer’in soyu, halife seçimi, sözde fetihleri, ganimetleri gibi konular konulmuştur. Ama ne hikmetse insan yakma konusunda IŞİD’e ilham veren bir uygulama olarak; Ebu Bekir’in ridde hadiseleri sırasında canlı canlı insan yakarak cezalandırma yoluna başvurduğuna değinme konusunda taslak programda herhangi bir işaret yoktur.

Ders yine siyerin dışına taşırılarak İslam tarihi alanına yayılmaya çalışılmıştır. Ayrıca “İslam Medeniyetinin Hedeflediği İnsan Modeli” gibi başlıklar altında da ders ideolojik amaç doğrultusunda hedefinden saptırılmış, ulus yerine ümmet bilinci oluşturma gayretine yönelinmiştir.

 

12. Sınıf Önceki Program Hakkında Değerlendirme

Bu programda Hz. Muhammed referans gösterilerek; bilginin, eğitimin, değişimin, erdemli insan olmanın, sevgi ve merhametin, toplumsal dayanışma ve paylaşmanın, güçsüzlere yardımın, uluslararası anlaşmalara sadakat ve uluslararası barışın önemi işlenmiştir. Programda anılan konulara yapılan vurgu son derece isabetli ve son derece modern bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

12. Sınıf İçin Yeni Taslak Program Hakkında Değerlendirme

Yeni programda “Raşid Halifeler” başlığı altında Halife Osman ve Hz. Ali efendimiz hakkında bir takım bilgiler verilmeye çalışılmaktadır. Ancak burada da bilimsel dürüstlüğün ve objektivitenin izlerine rastlamak mümkün görünmemektedir.

Bu programda da özellikle Halife Osman’la ilgili olmak üzere fetihçilik övgülenmekte, ganimet kültürü zımnen de olsa yüceltilmektedir. Halife Osman’ın akrabalarını özellikle de Muaviye’yi kayırmasına ayrıca israf dolu ve lüks yaşamına ise hiç değinilmemektedir.

Yine dersin kapsamı dışına çıkılarak hadis ilmi konusuna girilmekte, hadis ilmi ile ilgili bir takım terim ve kavramlar ele alınmaktadır.

“Peygamberin Hayatında Cihad Kavramı” başlığı altında cihatçılığa yol açacak yeni bir yaklaşım programa hakim kılınmaya çalışılmıştır. İslam’daki savaşsız, kansız doğru cihad anlayışı programda yer bulamamıştır.

“Osmanlı’da Peygambere Vefa” başlığı altında büyük çoğunluğunun sahteliği ispat edilmiş olan sözde kutsal emanetler konusu işlenmeye çalışılmaktadır. Malum olduğu üzere kutsal emanetler meselesi denildiğinde akla Yavuz Sultan Selim gelmektedir. Zira kutsal emanetleri Mısır fethi sonrası İstanbul’a getirten ve ayrıca halifeliği de ele geçiren Yavuz’dur. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in Hayatı adlı bir derste konu ilginç bir biçimde Yavuz ve Osmanlı övgüsüne kadar uzanabilmektedir.

Osmanlı’nın peygambere vefa gösterdiğini ileri sürmek de ayrıca sorunludur. Zira peygamberin asla onay vermeyeceği pek çok uygulamanın Osmanlılar tarafından yapılmış olduğu da bir gerçektir. Bu konuda en çarpıcı uygulama; kardeş katli fermanlarıdır. Sözde, devletin selameti için İslam’ın en temel ilkelerinden olan yaşama hakkı ve suçun şahsiliği ilkesini kardeş katli gibi uygulamalarla ayaklar altına alan Osmanlı’nın peygambere vefa gösterdiğini iddia etmek hem gülünç hem de trajik bir zavallılıktır.

Son olarak ve tekrar ifade etmek gerekirse; yeni program önceki programın tersine fetihçi, cihatçı, ganimetçi, ümmetçi bir anlayışla hazırlanmıştır. Önceki programda yer alan bütün olumlu unsurlar terk edilmiş, gerçek peygamber kimliği yerine; kanlı cihatlara çıkan, fetihler gerçekleştiren, ganimet için mücadele eden sahabiler ve halifeler öne çıkarılmıştır.

Bu dersin programlarındaki değişim iktidarın siyasi gücünün artan oranı doğrultusunda kapsayıcı bir dini anlayıştan mezhepçiliğe, modern düşünüş ve yaklaşımdan Emevi geleneğine, bilimsellikten subjektiviteye doğru feci bir kayış göstermektedir.

Yeni taslak program yerine önceki programın uygulanması kesinlikle daha isabetli ve daha doğru olacaktır. Aksi halde toplumsal barışın bozulması, cumhuriyetin inşa ettiği modern dini anlayışın yıkılıp Emevi dinciliğine evrilmesi kaçınılmazdır.

FELSEFE DERSİ

Felsefe programı incelendiğinde felsefeyle tanışma, bilgi felsefesi, varlık felsefesi, ahlak felsefesi, sanat felsefesi, din felsefesi, siyaset felsefesi ve bilim felsefesi ünitelerinden oluşan ortaöğretim felsefe dersinin üniteleri yeni taslakta, İlkçağ Felsefesi, Ortaçağ Felsefesi, Rönesans ve 17. yy Felsefesi, 18. yy Aydınlanma Felsefesi ve Çağdaş Felsefe olarak kronolojik sırayla yer almıştır.

Bu haliyle salt ünite başlıklarına bakarak dersin genel bir felsefe kültürü vermeyi hedefleyen bir ders olmaktan çıkarıldığı şekil açısından felesefe tarihine dönüştürüldüğü görülmektedir.

  • Felsefenin, felsefe bilgisinin ne olduğu ve aynı zamanda ne olmadığını verebilmek için kesinlikle olması gereken felsefe giriş ünitesi ve konuları taslakta yer almamaktadır. Felsefe bilgisinin ne olduğunu bilmek için bilgi türlerinin ne olduğu ve bunların birbiriyle ilişkisi mutlaka verilmelidir.
  • Felsefenin bilimle, dinle, sanatla ve öteki alanlarla ilişkisinin ne olduğuna yer verilmemiş. Kısaca felsefenin anlamı ve gereği bu programda yer bulamamıştır. İnsanlığın var olduğu günden beri yaşamın ve varlığın anlamını kavrama isteği, öte yandan toplum içinde yaşayan ve onun bir bireyi olan insanın, toplumla olan ilişkileri, toplum hayatı içinde bireysel hak ve özgürlüklerinin ne olduğu ve bugüne nasıl gelindiği felsefe programında yer bulamamıştır.
  • Bilgi felsefesi ve bilgi kuramının temel problemleri felsefe kültürünün vaz geçilmez parçaları iken programda yer bulamamıştır. Rasyonalizm, empirizm, kritisizm, analitik felsefe, pozitivizm, entüisyonizm, pragmatizm ve fenomeneloji gibi kuramın temel anlayışlarının programda yer bulamadığı görülmektedir.
  • Bilim felsefesi programdan çıkarılarak bilimin tarih içindeki gelişimi ve bu gelişimin insanın duyuşunu, düşünüşünü nasıl değiştirdiği, bilimi niteleyen özelliklerin ne olduğu, bilimsel yöntemin, hayatla bilimin iç içeliğinin programda yer bulamadığı görülmektedir.
  • Yeni programla birlikte varlık felsefesinin ve varlığa ilişkin farklı görüşlerin felsefe dersi içeriğinden çıkarıldığı görülmektedir.
  • Ahlak felsefesiyle ahlakın temel problemlerinin neler olduğu, ahlakı temellendiren farklı bakış açılarının neler olduğu ve geçmişten günümüze ahlakın nelerin üzerinden nasıl şekillendiğinin de programdan çıkarıldığı görülmektedir.
  • Siyaset felsefesi programdan çıkarılarak, siyasetin temel kavramlarının neler olduğu, siyaset felsefesinin temel sorularının neler olduğu, iktidar, iktidarın kaynağı, meşruiyetin ölçütü, egemenliğin kullanış biçimleri, totaliter, demokratik sistemlerin neler olduğu program içeriğinden çıkarılmıştır. Bu arada bireyin temel haklarının ne olduğu, demokratik hukuk devletinin, sivil toplumun neden vaz geçilmez olduğu programdan ve dolayısıyla ders içeriğinden çıkarılarak gençlerimizin kültürlenmesi engellenmiştir. Ama anlaşılmaz bir şekilde 15 Temmuz darbe girişimi, milli irade, hukuk devleti ve demokrasi bilinci bahane edilerek çağdaş felsefe içersinde programda yer bulmuştur.
  • Karmaşa ve düzenin tarih içersinde devlet ve toplumlarda nasıl gerçekleştiği, ideal bir devletin biçimlerinin neler olduğu programdan çıkarılmıştır. Liberalizm, sosyalizm, faşizm ve sosyal hukuk devleti gibi değişik yönetim biçimlerinin neler olduğu müfredattan çıkarılmış, sadece liberalizm sınırlı bir şekilde programda yer bulabilmiştir.
  • Sanat felsefesi programdan çıkarılarak, sanatın ne olduğu ve sanata dair değişik bakış açılarının, sanatın temel kavramlarının neler olduğu ve estetiğin sanatla ilişkisi çocuklarımızın dikkatinden kaçırılmıştır.
  • Son olarak din felsefesi de programdan çıkarılarak, din ve felsefesi, teoloji, teolojiyle din felsefesinin farkı, teizm, deizm, panteizm, ateizm ya da agnostisizm gibi farklı anlayışların öğrenilmesi de engellenmiştir.

 

 

Eğitim Programları Nasıl Hazırlanmalı?

 

  • Program geliştirmede dağınıklığı, keyfiliği ve sığlığı gidermek için MEB merkez örgütünde bir “Program Geliştirme Dairesi” kurulmalıdır. Bu daire, alanında deneyimli akademisyenlerin ağırlıkta olduğu, bunların uygulayıcılarla (öğretmen, yönetici, müfettiş, uzman) birlikte çalıştıkları bir araştırma, geliştirme, izleme birimi olmalıdır. Kurul biçiminde, işbölümü ve eşgüdüm esasına göre çalışan bu birime üyeler belirli sürelerle seçilip atanmalıdır. Bu daire, bünyesinde yer alacak olan çevirmenlerle yabancı ülkelerdeki program çalışmalarını da izlemelidir.
  • Bütüncül, ortak ilkelere, hatta ortak biçimlere göre hazırlanmış, öğretmenin kolayca anlayıp uygulayabileceği program yaklaşımı benimsenmelidir. Programlarda yapılacak değişiklikler konusunda mutlaka ilgili yönetici, müfettiş, uzman ve öğretmenler hizmetiçi eğitime alınmalıdır. Çünkü, başta öğretmen olmak üzere uygulayıcının benimsemediği hiçbir program işe yaramamaktadır.
  • Tüm programlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri ile bilimsel bulgular, evrensel kültür değerleri, çocukların yaşı ve çok yönlü gelişim hedefleri göz önünde tutularak geliştirilmeli, onların ilgi ve yeteneklerine olabildiğince yanıt vermelidir. Özellikle genel kültüre, sanat ve beden eğitimine tüm eğitim kurumlarının programlarında yeterince yer verilmeli, çocukların çok yönlü gelişip kişilik kazanmalarına olanak sağlanmalıdır.
  • Eğitimimizin her kademesinde çocuk gelişimi dikkate alınmadan programlara sokuşturulan yığma bilgiler, doğal olarak öğrenilememekte, onları yeni öğrenmelere yönlendirmemektedir. Çocuklar haftalık memur mesaisinden bile ağır öğretim yükünden mutlaka kurtarılmalı, onların özgürce araştırma, deneme, bulma, yapma ve eserlerini sunmalarına olanak sağlanmalıdır.
  • 1982 Anayasası “Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi”ni ilk ve ortaöğretimde zorunlu kılmış, onun dışındaki din eğitimi ve öğretimini kişilerin isteğine, küçüklerinse veli ya da vasilerinin tercihine bırakmıştır. (m.24) Ancak Anayasa hükmüne karşın uygulamada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri zorunlu din eğitimine dönüştürülmüştür. Bu da zorla inanç aşılama, belirli bir mezhebin hatta tarikatların inanç ve ibadet anlayışını herkese dayatma sonucunu doğurmuştur. Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına karşın Alevi yurttaşlara inançları dışında dayatmalar sürmektedir. Önerimiz şudur: Uzun erimde din eğitim ve öğretiminin isteğe bağlı bırakılması, şu anda ise, Din Kültürü ve Ahlak öğretiminin, Anayasa hükmü çerçevesinde bir “genel kültür” kazandırma dersi olarak verilmesi ve bu dersin notla değerlendirilmemesidir.

Raporu indirmek için tıklayınız

Bu yazıyı sosyal medyada paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

*